Türkiye’de Bilimsel Çalışmalar
Dünya bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde sürekli bir değişim içerisinde. “Türkiye Bilim Raporu” başlıklı blogda fikirler ile başlayıp bilimsel çalışmalar ve sonrasında teknolojik gelişmelerle devam eden sürecin ekonomik büyümenin kaynağını oluşturduğundan bahsetmiştik. Dolayısıyla, ülkelerin dünya ekonomileri arasında yer aldığı konumda bilgi birikimi ve yeni teknolojiler yaratabilme yetisi belirleyici faktörler arasında. Türkiye de bu çerçevede bilim alanlarını teşvik etmeye, üniversitelerdeki eğitim sistemi ve iş piyasasına yönelik bir dizi düzenleme hayata geçirdi. Bu düzenlemelerin bir kısmı aşağıdaki zaman cetveli üzerinde sunuluyor.
1993 yılında TÜBİTAK tarafından bilimsel çalışmaların kalitesini ve görünürlüğünü artırmak için Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik (UBYT) programı başlatıldı. Bu programa 2006 yılında sosyal bilimler alanı da dahil edildi. 2000 yılının Eylül ayında Doçentlik Sınav Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak asgari yayın koşulları belirlendi. 2009-2010 öğretim yılında devlet üniversitesi kontenjanlarında ortalama %15, vakıf üniversitesi kontenjanlarında ortalama %20 civarı genişlemeye gidildi, 2010-2011 öğretim yılında ilave %5 daha artış yapıldı. Aralık 2015’te Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliği yayınlandı. Aralık 2016'da doçentlik kriterlerinde önemli değişiklikler yapıldı. Bu düzenlemeler bilimsel çalışmalar ve araştırmacıların verimliliği üzerinde olumlu ve olumsuz birçok etki yarattı.
Bilim alanında hedeflere yönelik doğru politikalar uygulayabilmek için önce nerede olduğumuzu anlamak şart. Sonra, eksikleri ve aksayan yönleri tespit ederek oralara müdahale etmek gerekiyor. Bu blogda, Dr. Elif Özcan-Tok ile birlikte Türkiye’deki bilimsel çalışmalara ilişkin bazı basit ama temel ölçütleri inceliyoruz. Bu incelemeyi yaparken diğer ülkelerle kıyaslamalara ağırlık veriyoruz.
Türkiye Bilim Raporu Bölüm 2:
Türkiye’de Bilimsel Çalışmalar
İlk olarak bilimsel yayın sayılarına bakalım. Grafik 2, 1995-2015 yıllarında ülkelerde 1.000.000-kişi başına düşen ortalama bilimsel yayın sayılarını sıralıyor. Türkiye’de bu oran 191 civarındaki seviyesi ile birçok ülkenin gerisinde.
Belli bir döneme ait resimden uzaklaşarak zaman içerisindeki seyri inceleyelim. 2000’den sonra bir miktar artış ivmesi yakalansa da gelişmiş bilim ve teknolojide lider olan ülkeler ile hala büyük fark mevcut (Grafik 3). Burada neredeyse aynı seviyeden başladığımız Güney Kore’ye bakalım. 1985 yılında hem Güney Kore’de hem de Türkiye’de 1.000.000-kişi başına düşen çalışma sayısı yaklaşık aynı seviyelerde. 2015 yılında ise bu oran Güney Kore’de Türkiye’nin 3 katını aşmış durumda. Güney Kore ülkemize oranla daha hızlı bir büyüme kaydederek lider ülkeler arasına girmeye yaklaşmış. Benzer dönemde Çin de gözle görülen bir ivme yakalamış. Bu seyirler bize daha iyi konuma gelebilmenin doğru politikalarla mümkün olabileceğini gösteriyor.
Sadece Türkiye’ye odaklanıp, zaman içerisindeki değişimi anlamaya çalışalım. Grafik 4.a’da yıllık toplam bilimsel yayın sayısının logaritmasını görüyoruz. Bu grafik bize zaman içerisindeki değişimi gösteriyor ve 2006 yılındaki yavaşlama açıkça seçiliyor. 2006-2015 dönemindeki patikanın eğimi 1985-2005 arasındaki eğimin neredeyse yarısı kadar. 1985-2015 dönemi verisine Markov Rejim Değişim Modeli uygulayalım. Bu modele göre, bilimsel çalışmalarda 2006 yılında %76 ihtimalle yeni bir rejime geçilmiş (Grafik 4.b). 2006 yılı sadece bu göstergede değil, bundan sonra inceleyeceğimiz birçok başlıkta da kırılma noktası olarak dikkat çekiyor.
Peki Türkiye’de 2006 yılında ciddi bir yavaşlama eğilimi başlarken dünyada nasıl bir seyir gözleniyor? Karşılaştırmayı bilim ve teknoloji alanında lider olan ülkelerle yapalım. Kendimize bir referans düzeyi oluşturabilmek için toplam yayın sayılarına ve kişi başına düşen yayın sayılarına göre ülkeleri sıraladık. Her iki sıralamada da ilk 20 içine giren 10 ülkeyi öncü ülkeler olarak kabul ettik. Bu ölçüte göre öncü ülkeler: Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Kanada, İspanya, Avustralya, Hollanda, İsviçre, İsveç. Şimdi öncü ülkeler ile Türkiye’yi kıyaslayalım. Grafik 5.a’da, öncü ülkeler ve Türkiye’de 1 milyon kişi başına düşen yayın sayısının logaritması; Grafik 5.b’de ise ikisi arasındaki fark sunuluyor. 2000 yılı sonrasında Türkiye’de büyüme daha hızlı. Ancak, 2006 yılı sonrasında öncü ülkelerdeki büyüme hızı neredeyse aynı kalırken, Türkiye’de durgunlaşma gözlemliyoruz. Dolayısıyla, aradaki fark da daha hızlı bir şekilde açılmaya devam ediyor.
1985-2015 dönemini tam ortasından ikiye ayıralım: 1985-2000, 2001-2015. İlk periyotta bilimsel çalışma sayısının artış eğilimi olumlu seyrediyor. Peki, ilk periyottaki bu artış eğilimi devam etseydi şu an nasıl bir resimle karşılaşırdık? Burada sentetik kohort yöntemi bize bu sorunun cevabını verebiliyor. Sentetik kohort analizinde, öncelikle bir kalibrasyon dönemi belirleniyor ve bu dönemde diğer ülke verilerine optimal ağırlıklar atanarak Türkiye’ye en benzer seri oluşturuluyor. Oluşturulan benzer seri ‘‘sentetik Türkiye’’ olsun. Aynı ağırlık vektörü ile kalibrasyon dönemi sonrasına sentetik veri devam ettirilebiliyor. 1985-2000 yılları kalibrasyon dönemini oluşturduğunda sentetik Türkiye ile gerçekleşen verinin seyri Grafik 6’da sunuluyor. 2000-2006 arası Türkiye sentetik verisine göre daha iyi bir performans ortaya koyarken, 2006 ve sonrasında sert bir yavaşlama ile gerisine düşüyor. 2015 yılında Türkiye ile sentetik Türkiye arasındaki logaritmik fark 0,30. Yani, eğer Türkiye 1985-2015 dönemindeki bilimsel araştırma performansını devam ettirebilseydi %30 daha fazla bilimsel yayın üretmiş olacaktı.
Buraya kadar hep bilimsel çalışmaların niceliğiyle ilgilendik. Ancak, yapılan çalışmalara verilen atıflar da bize yararlı bilgiler sunmakta. Özellikle ülke dışından alınan atıflar yurtdışı ile olan etkileşimin bir göstergesi. Türkiye zaman içerisinde bilimsel alanda daha dışa açık hale geliyor. Bu açılımın daha çok hangi ülkelerle etkileşimden kaynaklandığı da önemli. Aldığımız atıflar öncü ülkelerden mi, yoksa onları takip eden ülkelerden mi? Grafik 8, alınan atıfların payının zaman içerisindeki seyrini gösteriyor. Buna göre, öncü ülkelerin payı azalırken, geride kalanların payı artıyor. Yani, dışa açıklıkta gözlemlenen artış göreceli olarak geride kalan ülkeler ile sağlanıyor. Yani atıflar bize yayılma etkisini veriyorsa, bilimsel yayılma etkimiz göreceli olarak öncü ülkelerden ortalama ve takip eden ülkelere kayıyor.
Aldığımız ve verdiğimiz atıflar bize ne kadar yurt dışından bilgi alıp verdiğimizin bir göstergesi. 1985-2015 döneminde Türkiye verdiği atıflara kıyasla Asya ve Arap ülkelerinin bir kısmından daha fazla atıf alıyor. Ancak, ABD, Kuzey Avrupa ve Japonya gibi öncü ülkelere aldığı atıflara kıyasla daha fazla atıf veriyor. Örneğin, İran'da yapılan çalışmalara verdiğimiz 1 atfa karşılık ortalama 3 atıf alınırken, Amerika'dan yaklaşık 0,3 atıf alıyoruz (Grafik 9). Dolayısıyla, ülkemizde yapılan çalışmalar Batı ülkelerine etki yaratmada maalesef yetersiz kalıyor.
Gün geçtikçe araştırmacıların karşılaştığı problemler de daha karmaşık bir yapıya bürünüyor. Bu karmaşık problemlere etkin ve geçerliliği yaygın çözümler üretmek için takımlar halinde çalışılması ve takımların içerisinde farklı bakış açılarını ve geniş bir bilgi yelpazesini barındırması gerekiyor. Bu kapsamda, farklı disiplinlerden araştırmacıların iş birliği problemlerin çözümü için çok daha faydalı oluyor. Bu tespiti veri de destekliyor. Öncü ülkelerde 1995 yılında %10 olan farklı disiplinden araştırmacılarla yapılan çalışmaların oranı 2015’de %15’e ulaşıyor. Yani, mühendislik alanında çalışan bir araştırmacı sosyal bilimlerden ya da sağlık bilimlerinde başka bir araştırmacıyla daha fazla iş birliği içerisinde bulunuyor. Türkiye’de disiplinler arası çalışmaların oranı %8-9 seviyelerinde sabit seyrediyor (Grafik 10a). 2011-2015 döneminin öncü ülkeler ve Türkiye’de fotoğrafına baktığımızda, disiplinler arası çalışmada Avustralya en büyük paya sahip, ülkemiz ise en geride (Grafik 10b).
Sonuç olarak, genel çerçevede bakıldığında Türkiye’de hem nicelik hem de nitelik olarak bilimsel yayın sayılarında artış mevcut. 2000 sonrasında iyi bir ivme yakalanmışken, 2006 yılında bir kırılma göze çarpıyor. Sonrasında ise ciddi bir yavaşlama mevcut. Bilimin ekonomik ve sosyal katkıları düşünüldüğünde 2006 öncesindeki artış hızının yakalanması çok önemli. Diğer ülkeler ile olan bilgi alış verişinde öncü ülkelerin yerini geride kalan ülkeler alıyor. Burada, öncü ülkeler ile olan etkileşimin artırılması bilim ve teknolojinin ilerlediği yönü takip edebilmeyi ve kalitesi yüksek bilimsel çalışmalar üretilmesini sağlayabilir. Gittikçe karmaşıklaşan problemlere çözüm üretmek için gerekli disiplinler arası iş birlikleri de ülkemizde gelişime muhtaç. Ayrıca, çığır açan buluşlar üretebilmede disiplinler arası çalışmanın önemi oldukça yüksek.
Varılan Temel Sonuçlar:
Türkiye’nin bilimde 2000 yılından sonra yakaladığı ivmenin 2006 yılından sonra kaybedilmesinin nedenlerinin belirlenmesi ve aksayan taraflara doğru politikalarla müdahale edilmesi oldukça önemli.
Nitelikli bilimsel çalışmalar ve yeni teknolojiler geliştirebilmek için öncü ülkelerin çalışmalarını takip etmeli ve onlarla etkileşimi artırmalıyız.
Karmaşık problemlere doğru ve etkin çözümler üretmek için disiplinler arası çalışmaların teşvik edilmesi gerekli.